Kur Korumalı Mevduat Hesabı: Riskler ve Sonuçları

MURAT KUBİLAY

Kasım 2021 ile birlikte, uzun yıllardır benzeri görülmemiş bir döviz kuru atağı başladı. 18 Kasım ve 16 Aralık tarihli Para Politikası Kurulu (PPK) toplantılarında da, yaşanan şoku sakinleştirici herhangi bir önlem alınmadı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından verilen beyanlarda, yatırımcıları döviz ve altına iten sözler sürekli yinelendi ve gittikçe tonu arttı. 1 Aralık itibarıyla, en son Ocak 2014’te uygulanan, doğrudan döviz satım müdahaleleri başladı. Fakat enflasyona ilişkin beklentiler çoktan bozulduğu için, yapılan satışların çok üstünde döviz talebi geldi ve kur atağı sürdü. Neticesinde 20 Aralık tarihinde dolar kuru 18,30 düzeyine ulaşarak rekor kırdı. Erken faiz indirimlerine ilişkin mesajın verildiği Eylül ayı başından itibaren geride kalan 3 buçuk aylık sürede; dolar kuru 8,30’dan 18,30’a sıçramış oldu.

Yaşanan şok esnasında yerli ve bireysel yatırımcının ekonomi yönetimine güvenini tümden yitirmesi ve TL’nin sürekli değer kaybetmesiyle finansal sistemin sarsılabileceği endişesiyle; yurt dışına ve yastık altına sermaye kaçışını yeniden tetikleyecek bir dönemi engellemek için; olağanüstü nitelikte yeni politikalar denenmeye başlandı. Çünkü faiz indirimlerine devam edilmek isteniyor ve döviz satım müdahaleleri ile sonuç alınamadığı görülüyordu. Bu amaçla, TL’deki değer kaybını kontrol altına almak ve yatırımcı paniğini sakinleştirmek için, döviz kuru riskinin devlete yükleneceği ‘kur korumalı mevduat’ (KKM) uygulaması ilan edildi.

KUR KORUMALI MEVDUAT

Bu yeni finansal ürüne göre; hâlihazırda dolar, avro, sterlin ve altın hesaplarında birikimlerini tutanlara; TL’ye geçmeleri halinde TL faizi verilecek ve döviz artışı bu faiz gelirinin üzerinde olursa kayıpları telafi edilecek. Yani döviz kurundaki büyük sıçrama yaşanması halinde, ellerindeki döviz olmasa da dövize endekslendiği için tasarruf sahipleri kaybetmeyecekler. Buna karşılık TL değer kazanırsa, hem TL faizi kazanacak hem de anaparaları döviz cinsi değerlenmiş olacak. Bu mevduatta bankalar asgari olarak politika faiz oranını (%14) verecekler ve en fazla bunun %3 kadar üstüne çıkarabilecekler. Vade sonunda, döviz kuru artışından ötürü daha yüksek getiriye hak kazanılırsa, aradaki farkı TCMB üstlenecek ve bankalara ödeyecek.

Benzer bir ürün dövize yeni kayışları engellemek amacıyla, mevcut durumda TL mevduatta birikimlerini tutanlara da tanındı. Bu sefer döviz kurunun (dolar, avro veya sterlin) artması halinde, TL faize ek olarak, Hazine tarafından mudilere aradaki farkın ödeneceği garantisi verildi. Döviz kurlarında düşüş olursa, yatırımcılar yine daha karlı olacaklar çünkü hem TL faizi kazanacaklar hem de TL’nin dövize kıyasla değer kazancını da elde edecekler.

Bu ürünlerin tamamı hem mevduat bankalarında hem de katılım bankalarında uygulanacak. Bu sürede müşterilerin üstleneceği tek sorumluluk; mevduatın vade sonuna kadar (3, 6, 9 ve 12 ay) korunması olacak. Dövizden TL’ye geçecekler için TCMB’nin garanti vererek sunulan ürün, Ocak 2022 itibarıyla yurt içi yerleşik tüzel kişilere de, altın hariç, tanındı. Fakat tüzel kişilerin mevcut TL hesaplarına Hazine garantili olarak uygulanamayacak. Bu uygulamadan finansal sektörde yer alan kuruluşlar doğrudan veya dolaylı olarak faydalanamayacak. Eğer döviz tasarruflarının TL’ye dönüşümü ve mevduat bitimindeki getiri hesaplamalarında taahhüt edilenlerin dışında bir uygulama yapılmazsa, 2022 yıl

sonuna kadar geçerli stopaj muafiyeti de dahil edildiğinde, yatırımcılar açısından avantajları bulunmaktadır. Fakat kısa vadeli kar amaçlı döviz al-satı yapan veya altın ve hisse senedi gibi araçlara da kayabilenler için cazip değildir.

20 ARALIK GECESİ VE ERTESİNDE YAŞANANLAR

Dolar kurunun rekor kırdığı günün akşam saatlerinde, bakanlar kurulu toplantısı sonrasındaki basın açıklamasında, Cumhurbaşkanı Erdoğan KKM’yi tanıttı. Eş anlı olarak döviz kurunda keskin bir düşüş yaşanmaya başladı. Bu yeni enstrümanın TL lehine sonuç yaratması sürpriz olmazdı; fakat kapsam ve içeriğe ilişkin ortada herhangi bir bilgi yoktu. Kimlerin katılabileceği, katılıma ilişkin sınırlamalar ve zararın ne ölçüde yüklenileceğine ilişkin çok sayıda önemli belirsizlikler vardı. Bu nedenle yurt içinde ve dışındaki finans kurumlarının bu ortamda ciddi büyüklükte döviz satımı kararı almaları mümkün değildi. Ötesi, geç saatlerden dolayı hem döviz büfeleri hem de banka şubeleri kapalıydı. Mobil ve internet bankacılığında sunulan döviz kotasyonları çok açıktı, yani bu belirsizlik ortamında hatalı bir işlemin geriye döndürülmesi çok ağır kayba neden olacaktı. Buna rağmen yeni uygulama nedeniyle çok hızlı ve büyük miktarda döviz satışlarının bireylerden geldiği; Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati ile Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Alpaslan Çakar tarafından açıklanmaya başladı.

BDDK ve TCMB’ye ait veriler yayınlandığında, sözlü açıklamalarda yer alan gerçek kişilerin döviz bozdurduğuna ilişkin beyanın doğru olmadığı ortaya çıktı. Ötesi yerli yatırımcıların dövize olan iştahı bitmemiş, düşen kurdan faydalanabilmek için yeniden alımları başlamıştı. Yani bir ihtimal yerlilerin döviz satışı olsa da aynı düzeyde döviz alımı da gerçekleşmişti.

Ötesi, 20 Aralık gecesi ve takip eden günlerde; TCMB’nin döviz rezervlerinin Hazine üzerinden kamu bankalarına aktarılarak satıldığı bu veriler sayesinde ortaya çıktı. Bu tarihe kadar yapılmış olan 8 milyar dolarlık açık döviz müdahalesinden ayrı olarak, 8 milyar dolar örtülü biçimde satılmıştı. Buna ek olarak Londra ve New York merkezli bankalarda büyük miktarda döviz hesabı bulunan yerli bireylerin de satış yapma ihtimali bulunuyor. Fakat müşteri gizliliğinden ötürü bunun kesin tespiti ve açıklanması mümkün değil. Bir ihtimal yolsuzluklar neticesinde kazanılmış ve yurt dışında döviz cinsi olarak havuz hesaplarda tutulan paralardan önemli satışlar gerçekleştirilmiş ve ardından düşen kur seviyesinden yerine konulmuş olabilir.

KKM’NİN İKTİSADİ SONUÇLARI

KKM üzerine kurulu bir sistem, ülke ekonomisinde üretim güçlü seyrettiği ve dış açıkların olmadığı durumlarda oldukça olumlu sonuçlar yaratabiliyor. Döviz tutanlar bu sisteme güvenip TL’ye geçerlerse, TCMB’nin döviz rezervleri güçleniyor. Böylece döviz kuru istikrarını sağlamak kolaylaşıyor, kur patlamayınca da Hazine ve TCMB’nin üzerine kur garantisi ödemesi kalmıyor. Döviz kuru artışları ilk planda satın alma gücünü düşürüp yoksulluğa neden olsa da işçilik gibi TL cinsi maliyetleri düşürüyor ve dış ticarette rekabet gücü sağlayarak dış dengenin oluşmasını kolaylaştırıyor. Bu rekabet gücünü kıracak düzeyde TL değerlenirse eğer, TCMB’nin döviz alım ihaleleri ile kurun rekabetçiliği yeniden sağlanabiliyor ve bu esnada rezervlerdeki açık örtülebiliyor. Böylece döviz kuru kaynaklı maliyet enflasyonu da kontrol altına alınabiliyor. Eski dönemlerden ayrı olarak cari fazla verildiği için, yani mal ve hizmet ticaretinden ötürü ülke içine giren döviz daha fazla olduğu için, dış borçları tahsil etmek isteyen yabancılar paniğe kapılmıyor, paralarını alma riskinin düştüğünü görüyorlar. Kısacası KKM üzerine kurulu bir sistemde, yatırımcı güveni sağlanıp yüksek katılım gerçekleşirse eğer, üretimde sorun yaşanmaması ve ani sermaye çıkışı gerçekleşmemesi halinde, işler iyi gittikçe daha da iyiye gidecek bereketli bir döngü haline geliyor.

Bunun tam aksi yönde gelişebilecek senaryolarıysa daha çok dikkate almak gerek. KKM’ye katılımın yüksek olduğu; ancak üretimde büyümenin sağlanamadığı ve dış açıkların örtülemediği durumlar ihtimal dahilinde. Son aylarda yaşanan döviz kuru dalgalanmaları, dış ticarete konu olsun olmasın fark etmez; fiyatlama yapma ve tedarik akışını sağlamada ciddi sorunlara yol açtı. Hammadde almak, işçi ücretlerini belirlemek ve tüketiciler için uygun fiyat vermek zorlaştı. Dahası ekonomi yönetimine dair güven kaybolunca, uygun koşullar sağlansa dahi, yatırım yapma isteği azaldı. Haliyle yüksek döviz kuruna rağmen güçlü üretimle cari fazla sağlamak, kâğıt üzerinde olduğu kadar kolay değil. Zamanla döviz kuru istikrarı sağlansa bile, enflasyona ilişkin beklentiler çok bozulduğu için %30’un altında TL cinsi ticari kredi bulmak imkânsız hale geldi. Hem yeni yatırımlar hem de işletmelerin devamlılığı için gerekli olan kredi kanalları da daraldı. Çünkü yukarı giden kur banka sermaye yeterliliklerini düşürdüğü için bankaların kredi verme alanlarını daralttı ve isteklerini düşürdü.


Pandemi kaynaklı küresel toplam talebin toparlanamaması, tedarik zincirindeki aksamaların uzaması ve önemli bir döviz kaynağı olan turizm sektöründen bu yılda hedeflenenin kazanılamaması mümkün. Türkiye’ye en çok yabancı ziyaretçinin geldiği Rusya’da pandemi en ağır döneminde ve 2020’de vaka ve hasta sayısı verileriyle oynandığı için AB üyeleri ve Britanya seyahat serbestisini Türkiye’ye sağlamayabilir. Ötesi, 2022 yılında seçim hazırlıklarının başlatılması halinde; hem kredi musluklarının açılması hem de kamu maliyesinde gevşek davranılması nedeniyle; TL’den dövize yeni ve daha sert bir kayma yaşanabilir. İlk bakışta kendi kendini besleyen ve olumlu bir döngü yaratabilecek olan KKM’ye yaygın talep olsa dahi; pandemi, seçimler ve güvensizlik nedeniyle arzulanan sonuçlar yaşanmayabilir. Hatta yeni bir kur şoku yaşanırsa, 4 yıldır süren iktisadi buhranın ağırlığı üzerine, Hazine ve TCMB kur garantilerine ilişkin yükümlülüklerin ek ağırlığı binebilir.

Peki, böylesi bir senaryoda işler ne derece kötüleşebilir? En kötünün gerçekleşmesi için öncelikle güven tesisiyle KKM’nin yaygınlaşması, ardından bu politikadan ilk dönemlerde olumlu sonuçlar alınması, sonrasında beklenmedik bir şokla tüm sistemin dağılması gerekiyor. Yani KKM’ye katılım sağlanacak, üretim güçlü seyredip cari fazla verilecek, yabancıların endişe etmemesiyle sermaye çıkışı yaşanmayacak, fakat bir anda yeni bir şokla sistem sarsılacak. Böyle bir durum olası İstanbul depremi gibi, nadir yaşanabilecek bir gelişmede gerçekleşebilir. İmalat sanayi yıkımdan, hizmetler sektörü ise gelir kaybından durur; kamu maliyesinin yükü artacağı gibi vergi toplamak zorlaşır ve batık krediler daha da ciddileşir. Neticesinde eş anlı cari açık ve sermaye çıkışı yaşanır. Verilen kur koruması taahhüdünden ötürü; devlet deprem zamanında en yoksullara yardım yapmak yerine Hazine üzerinden zengin mevduat sahiplerine ödeme yapar. Hatta TCMB yükümlülüklerini gerçekleştirebilmek için parasal genişlemeye giderek enflasyonu körükleyebilir. Nihayetinde benzeri görülmemiş işsizlik ve enflasyon yaşanabilir; içeride kredi sistemi çöker ve dış borç ödemeleri aksar. Her ne kadar bu senaryo az olasılıklı olsa da 233 yıllık tarihe sahip Londra merkezli Barings bankası da, üstlendiği riskli ve karmaşık finansal ürünlerden ötürü, 1995’te yaşanan Kobe depreminin tetiklediği borsa sarsıntıları neticesinde yalnızca 1 ay içerisinde iflas etmiştir. Yani olağan koşullarda yüksek riskli politikaların ilk sonuçları olumlu olsa da koşullar olumsuz tarafa aniden geçtiğinde yaşanacaklar tümden yıkıcı olabilmektedir.

GELECEK BEKLENTİLERİ

Şu ana kadar, bazı cazibelerine rağmen, bu yeni ürüne olan talebin 7-8 milyar dolar arasında olduğu söyleniyor. BDDK verilerine göre, 2021 sonu itibarıyla toplam mevduat büyüklüğü 401,7 milyar dolar. Bunun 164,4 milyar doları gerçek kişilerde olmak üzere toplam 259,4 milyar dolar kadarı döviz ve altın mevduatlarında. Bu veriler gerçek kişilerin KKM’ye henüz yüksek ilgi göstermediğini açık bir şekilde ortaya koyuyor. KKM’ye geçişlerin mevcut TL hesaplardan gerçekleşmiş olması daha yüksek ihtimalli. Yastık altındaki döviz ve altınlardan sisteme giriş gerçekleştiğine dair bir gösterge de bulunmuyor. Güven eksikliğinden ötürü döviz tutanların KKM’ye geçişleri az ihtimalli. Yastık altı talebinin altında kamu maliyesi ve finansal sistemle devletin kanun yapma gücüne olan güvensizlik yatıyor, yani hızlı geçiş çok zor.

Önümüzdeki dönemde katılımın artırılabilmesi için Anadolu’da AKP ve MHP teşkilatlarının tanıtım yapması ve iktidara yakın medyanın kampanya başlatması denenebilir. Ayrıca özel bankaların üzerindeki maliyet Hazine ve TCMB’ye aktarıldığı için, bu kurumlar da ilerleyen zamanlarda reklamlar verebilir ve personelinden müşterileri yönlendirmesini talep edebilir. Bankaları teşvik etmek için, döviz cinsi mevduatların zorunlu karşılık maliyetleri artırıldı; ancak nihai karar verici tasarruf sahibi olduğu için etki alanı yine sınırlı.

Tüm bu nedenlerden dolayı, döviz bozdurularak KKM’nin yaygınlaşması sürpriz olur. Diğer taraftan TL’den dövize yeni talebin durdurulması mümkün. Böylece ekonomi yönetimi; ilk hedeflediği düzeyde döviz kuru üzerinde kontrol sağlayamasa da, döviz kurundaki hareketliliği azaltarak istikrarı başarabilir. Fakat bunun gerçekleştirilebilmesi için faiz indirimlerine son verilmesi, seçim amaçlı büyük kredi genişlemesi yapılmaması, bireyleri döviz ve altına iten açıklamaların son bulması, pandemi kaynaklı dış ticaret ve turizmin aksamaması gerekiyor. Bu etkenlerin bir kısmı iktidarın kontrolü dışında, diğer kısmıysa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hedefleriyle örtüşmemekte. Bu nedenle KKM’ye katılım, iktidarın umduğu kadar olmayacak. Böyle bir durumda, işler kötüye gittiği haldeki kötü senaryo daha yumuşar, fakat bu sefer de mevcut halde zar zor sağlanan döviz kuru istikrarı yeniden zayıflar. 2021 yılı sonunda yaratılmaya çalışılan iyimser hava dağılır. KKM’ye ilk katılanların Mart ayındaki ilk vade dönüşü sonuçları geleceğe ilişkin daha net konuşulabilmesine imkân sağlayacaktır. Aynı ay ABD ve AB merkez bankalarının pandemi sonrası parasal genişleme süreçlerini tamamlamalarında önemli bir dönem olacaktır. Kuzey yarımkürede kış mevsiminin geride kalması ve açık alan kullanımının artmasıyla Covid-19 salgını dinebilir; küresel emtia ve enerji fiyatları normalleşirken turizm gelirleri yeniden artabilir. Dolayısıyla Türkiye ekonomisinin geleceğine ilişkin tahminlerdeki doğruluk oranını artırabilmek için Mart 2022’yi beklemekte fayda var. Yapılacak seçim anketleri de bir baskın seçim ihtimalini daha net ölçebilecektir.

Eğer Mart ayı sonunda bu yöntemlerle TL’de istikrar sağlanamaz ve enflasyon iyice kontrolden çıkarsa, TL’nin değerini koruyabilmek için rezervler yeterli gelmeyeceği için, aniden faiz artırımına gidilerek olağan politikalara bir kez daha zorunlu dönülebilir. Diğer taraftan iktidar geri adım atmak yerine, daha da ileriye giderek sabit kur ve sermaye kontrolü gibi hem yatırımcı hem de üreticilerin haz etmeyeceği bir uygulamaya yönelebilir. İktidarın sermaye serbestisinden yana olduğu biliniyor, fakat sermaye kaçışı ve yastık altı çıkışı çok artarsa, finansal sistemi ve uluslararası mali itibarı korumak adına bu bir tercihten öte zorunluluk haline geleceği için, beklentiler arasında değerlendirilmelidir. Kesin olansa mevcut ekonomi yönetiminin KKM ile kalıcı istikrarı sağlaması, eş zamanlı olağanüstü politikalarını sürdürmesi ve halk nezdindeki popülaritesini korumasının 2023’e kadar mümkün olmayacağıdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: